7 Mart 2017

Sadeleşme Yolculuğu: KAOS




Bu yolculuk ne zaman başladı aslında tam olarak cevabı yok bende. Ama düşündüğüm zaman şöyle böyle bir sene öncesine kadar gidiyor sanırım. Tabi fiili hayat buluşu çok daha yeni. Sanırım şu cümlelerim sadelikten gayet uzak kaldı ya biraz düzelteyim..

Aslında her şey hamilelik döneminde başladı, öncesinde dingin sayılmasa bile rutininde sakin sayılabilecek bir hayatım varken, hamilelik ile birlikte her şey hızlandı, günleri haftaları saymalar, alınacaklar listesi, o site senin bu site benim araştırma, hazırlıkları doğuma yetiştireceğim telaşıyla mağaza mağaza koşturma, oda hazırlığı, bakım çalışmaları oydu buydu derken bir koşturmaca aldı yürüdü.



Doğum sonrası ise işler iyice karıştı. Bebek bakımı konusundaki acemiliğim, doğum sonrası üzerime yapışan karamsar, sinirli, telaşlı, gergin ruh hali (artık loğusa depresyonu mudur adı nedir bilmiyorum ama düşman başına bile istemem). Hem eve, hem işe, hem çocuğa aynı anda yetişmek isteyip aslında hiçbir şeye tam olarak yetişemediğimi fark ettiğimdeki mutsuzluk. Bir şeyler yapayım diye çırpındıkça geri dönüp  aslında bir adım bile atamamış olduğumu görmek. Üstelik kendim için ama sadece kendimi mutlu huzurlu hissetmek için çok uzun süredir hiçbir şey yapmadığımı fark etmek…

Sonunda artık ev, evin içindeki eşyalar, dolaplar, dolapların içindeki öte beriler, hatta kendim ve beynimin içindeki ıvır zıvırlar ağır gelmeye başladı. Öyle ağır ki bazı geceler nefes alamadığımı zannedip uyanıp nefes almaya çalışır buldum kendimi.

Bir şeyler yapmalı, bu ağırlıktan kurtulmalıydım da, ne yapacağımı bilemez haldeydim. Şunlar şunlar olmasa keşke evde, şunları atsam rahatliiicam sanki, hmmm bunları versem ne güzel olur… Kafamda sürekli bu düşüncelerin döndüğünü fark ettim. Ama bir türlü yapamıyordum.

Üstelik yaşamakta olduğum ev,  çok da aydınlık olmayan, diğer bloklar nedeniyle yaşam alanları karanlıkta kalan bir yapıdaydı. Artık bu karanlıktan da bunalmıştım…

Her şey sanki üstüme geliyordu. Sanki ev eşyaları ve beni taşımıyor da ben evi ve eşyaları sırtımda taşıyormuş gibi bıkkın ve yorgundum.

Buna ek olarak, günlük hayatımıza da sürekli bir telaş durumu hakimdi, hep bir yerlere yetişmek, bir şeyleri yetiştirmek için acele içindeydik fakat onca çabaya rağmen ne bir yere yetişebiliyorduk ne de bir şey yetiştirebiliyorduk.

Kendimi bildim bileli kitap kokusuyla mest olan, bir sayfa bile okusam mutlu olmama yeten  ben, elime aylardır kitap bile almamıştım.

Son günlerde artık aklımdan sadece tek bir cümle geçer olmuştu “ Ben napıcam…” Kapana kısılmış gibiydim ve nasıl çıkacağımı bir türlü bulamıyordum.