18 Ağustos 2013

Merhaba








Merhaba Bal Lokması,

Sen daha portakalda vitaminsin şu anda, ama yanıma geldiğinde bana anne diyeceksin. Beni tanıman aslında hiç uzun sürmeyecek ama yıllar sonra bile yeni bir huyumu görüp şaşkınlığını gizleyemeyeceksin. Bu blogu açma sebebim, beni tanırken sana yardımcı olmak, büyüdüğün zaman ben değişmiş olursam sana 30’lu yaşlarımdaki beni yaşatmak ve sana senden başka, seni (umarım) gülümsetecek bir hatıra bırakmak.





İşe kendimi anlatarak başlayayım; kedileri çok severim (sanki en kayda değer yönüm buymuş gibi neden bu cümleyle başladım bilmiyorum!). Eh ilk iki cümleden anlayacağın üzere biraz şaşkın ve biraz kafası karışığım. Kafa demişken; unutkanlık sorunum hat safhada olduğundan, Ram’ imin 32 megabayt olduğu elmanın yarısı tarafından sürekli söylenir. Elmanın yarısı kim mi? Elma cücüğü sen olduğuna göre tahmin et bakalım.. Ne diyordum..

Hali hazırda bir mesleğim var ve çalışıyorum. Çalışıyorum sözcüğünün önüne herhangi bir sıfat koymadım çünkü koyacaklarım pek olumlu olmayacak ve daha ilk yazıda sıkıcı olmak istemiyorum. İşte bu noktada sana ilk nasihatim geliyor.. Kim ne derse desin, sana başka şeyler dayatmaya çalışanlara rağmen, sen inat et ve sadece kendi istediğin, seni mutlu edecek mesleği seç emi… Her neyse, eğer kız olursan yandık çünkü tam bir köy yumurtasıyım ve kokoşluktan hiç anlamam, ruh gibi görünmekten çekinmesem işe bile makyajsız gidebilirim. Beceremiyorum takıp takıştırmayı, kıyafetlerin renkleri birbirine uydumu tamaaaamm oldu işte..

Sen sakın olma ama ben biraz dağınığım, bir yanım da biraz tembel örneğin bir yanım kalk gidelim der bir yanım ot yeme otur. (aslı başka ya neyse ben sana söylerim) Ve tartışmanın sonu kanepede uzatılan ayaklarla biter. Ayaklarım çok üşür, yaz kış.. En sevdiğim mevsim yağmur. Öyle bir mevsim olmadığını biliyorum ama bence olmalı ve her günü yağmurlu olmalı. O nedenle ya ekvatordan yada Londra’dan bir ev istiyorum.. Şöyle sabah kalkayım hava kapkaranlık olsun, yağmur yağsın, şimşekler çaksın ama soğuk olmasın. Bir de ıslanmayayım, ıslanmaktan nefret ediyorum beeen. İlerde sen de beni öperken kuru kuru öp olur mu, ıslak öpme..

Kararsızım, zaten zor karar veririm ama çabuk vazgeçerim yani maymun iştahlıyım icik. Galiba blog yazmaktan da vazgeçmek üzereyim, ne çok şey yazdım da, ne az şey anlattım, inanamıyorum kendime. İşte bir de böyle kendimle bir çelişme, bir çatışma, bir münakaşa, bir münazara, bir mütalaa içindeyim, en sonunda ‘offff amaaann boşver’..  Dikkatim çabuk dağılır, iki işi bir arada yapamam. Çabuk sıkılırım, hemen ruhum daralır.



Off tamam sıkıldım, vazgeçtim zamanla tanırsın beni….